Ödeme Emrine İtiraz

Ödeme Emrine İtiraz

Ödeme Emrine İtiraz

Genel olarak ödeme emrine itiraz, ödeme emri tebliğ edildikten itibaren 7 gün içerisinde, icra takibinin başlatıldığı icra dairesine yapılır. Herhangi bir gerekçeye dayandırılma zorunluluğu yoktur. Salt itiraz yeterlidir. Yapılan bu itirazın en önemli sonucu ise başlatılan takibin derhal durmasıdır.

İcra hukukunda, hakkın elde edilmesini engelleyen her türlü şey hakkında itirazda bulunulabilir. Maddi hukuk kaynaklı itirazları icra müdürü re’sen dikkate almaz. Bu nedenle bunlar şikayet konusu değildir. Fakat takip hukukundan kaynaklanan itirazlarda tam aksi geçerlidir. Bu itirazların bir kısmı da takip şartı olduğu için icra müdürü re’sen dikkate almak zorundadır. Takip hukukundan kaynaklanan bu şartların yerine getirilmemesi dolayısı ile itiraz değil şikayet yoluna gidilmesi gerekmektedir. Ödeme Emrine İtiraz

Ödeme Emrinde – İmzaya itiraz

Genel haciz yoluyla başlatılan takiplerde, mevcut borç herhangi bir belgeye dayandırılmak zorunda değildir. Sadece borcun varlığının, alacaklı tarafından iddia edilmesi yeterlidir. Ancak borç, herhangi bir belgeye dayanıyorsa borçlu belgede bulunan imzaya itiraz edebilir. Noter tarafından verilen belgede ise imza itirazı söz konusu olamaz. Bu itirazın gündeme gelmesi için borcun dayandırıldığı mevcut senedin bir adi senet olması gerekmektedir. Borçlu, imzaya itirazı açıkça yapmalıdır ima etmesi veya belirtmemesi kendiliğinden dikkate alınmaz. Eğer borçlu imzanın kendisine ait olmadığına itiraz etmezse imzaya itiraz hakkını kaybeder ve bir daha kullanamaz. İİK m.62/5 uyarınca da imzanın kendisine ait olduğunu kabul etmiş sayılır. İmzaya itirazın yanında başkaca itirazlarda da bulunulabilir. Ödeme Emrine İtiraz

Ödeme Emrinde – Borca İtiraz

Yukarıda belirtilen imzaya itiraz harici tüm itirazlar borca itiraz niteliğindedir. Borçlu tarafından yapılan itirazın bir gerekçeye dayandırılması gerekmez. Salt borca itiraz etmesi sonucu takip duracaktır. İmzaya itirazda olduğu gibi kısmi borca itirazda da açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Aksi durumda İİK m.62 uyarınca kısmi itiraz yapılmamış sayılacaktır. Yapılan kısmi itiraz geçerli olursa takip, itiraz edilen kısım için duracak kalan kısım için devam edecektir.

İtirazın İptali Davası

İtirazın iptali davası genel mahkemelerde ve icra mahkemelerinde açılabilmektedir. Bu dava ile amaçlanan, borçlu tarafından yapılan ve icra takibini durduran itirazın kaldırılması, takibe kaldığı yerden devam edilmesidir. İtirazın iptali davası genel mahkemelerde açılırsa borçlu, ödeme emrine karşı yaptığı itirazlar ile bağlı kalmaz. Herhangi bir itirazda bulunmamış ise yeni itirazlar öne sürebilir. Ancak icra mahkemesinde itirazın iptali davası açılırsa, borçlu borca itirazdaki sebepleri ile bağlı kalacak ve savunmanın veya iddianın genişletilmesi söz konusu olmayacaktır. Eğer borçlu borca itiraz ederken salt itiraz etmiş ve herhangi bir gerekçe ileri sürmemiş ise, alacaklının mahkemeye sunduğu belgeler dahilinde itirazlar gerçekleştirebilecektir. Ödeme Emrine İtiraz

 

T.C

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

  1. 2011/12-846
  2. 2011/782
  3. 14.12.2011

KAVRAMLAR

BORCA İTİRAZ

KISMEN KABUL

İMZA YETKİSİ

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 169

 

ÖZET: Taraflar arasındaki “borca itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kilis İcra Hukuk Mahkemesi’nce davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen 23.02.2010 gün ve 3/10 E., K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 01.03.2011 gün ve 2010/33627 E., 2011/2184 K. sayılı ilamıyla;

(…1- Alacaklı vekilinin temyiz itirazları yönünden; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun mahkeme kararının İİK.nun 366. ve HUMK.nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA),

2- Borçlular vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Borçlu şirketin çift imza ile temsil ve ilzam olunduğu, takibin dayanağı çekte ise tek imza bulunduğundan, dayanak çekteki borcun şirketi bağlamayacağı şeklindeki itiraz; borca itiraz niteliğini taşımakla, İİK.nun 169/a-6. maddesi koşullarında istemi bulunan borçlu şirket yararına inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile red kararı verilmesi isabetsizdir.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davacılar vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, kambiyo senetlerine dayalı takipte borca itiraza ilişkindir.

Davacı/borçlular vekili, borçlu şirketin çift imza ile temsil ve ilzam olunduğu, takibin dayanağı çeklerde ise tek imza bulunmakla, bu imzanın şirketi bağlamayacağı, iddiasıyla takibin iptalini ve davalının % 40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir. Davalı/alacaklı vekili, davacı/borçlu İbrahim Halil Balkan’a diğer davacı/borçlu şirketi tek başına münferiden temsil etme ve çek keşide etme konularında vekaletname ile yetki verildiğini ifadeyle, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı kişi yönünden davanın kısmen kabul, kısmen reddine; şirketin çift imza ile temsil edildiği ve takip konusu çeklerde bu çift imza kuralına uyulmadığı gerekçesiyle de davacı şirket yönünden davanın kabulü ile takibin iptaline, davalının dava konusu çekleri kötü niyetli ya da ağır kusurlu davranarak icraya koyduğu ispatlanamadığından davalı hakkında tazminata hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle karar davacı kişi yönünden onanmış; davacı şirket yönünden ise şirket lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gereğine işaretle bozulmuştur. Mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Hükmü, davacılar vekili temyize getirmiştir. İlk karar, bozma ilamı ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle, mahkemenin davacı borçlu gerçek kişi hakkındaki hükmü onanmakla, davacı şirket yönünden de kötüniyet tazminatı dışındaki talepler yönünden verilen hükme yönelik temyiz itirazları reddedilmekle; bozma dışında kalan tüm bu hususlar kesinleşmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı/alacaklı hamilin, davacı/borçlu şirket adına keşide edilen çekleri takibe koymakta kötü niyetli veya ağır kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı/borçlu şirket lehine İİK’nun 169/a-6. maddesi gereğince kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekip gerekmediği, noktasında toplanmaktadır. Eldeki dava, kambiyo senetlerine mahsus yolla yapılan takibe itiraza ilişkin olmakla, uyuşmazlığın takibin bu niteliği esas alınarak çözümü gerekir.

Öncelikle, uyuşmazlığa konu “kötüniyet tazminatı” na ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır: Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte borca itirazın düzenlendiği 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK.)’nun “İtirazın İncelenmesi” başlıklı 169/a. Maddesinin: Birinci fıkrası; ” İcra mahkemesi hakimi, itiraz sebeplerinin tahkiki için iki tarafı en geç otuz gün içinde duruşmaya çağırır. Hakim, duruşma sonucunda borcun olmadığının veya itfa veya imhal edildiğinin resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispatı halinde itirazı kabul eder. İcra mahkemesi hakimi yetki itirazının incelenmesinde taraflar gelmese de gereken kararı verir.” hükmünü içermekte; “Kötüniyet tazminatı”na ilişkin altıncı fıkrasında ise: “Borçlunun itirazının icra mahkemesince esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde kötü niyeti veya ağır kusuru bulunan alacaklı, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere; takip muvakkaten durdurulmuş ise bu itirazın reddi halinde borçlu, diğer tarafın isteği üzerine takip konusu alacağın yüzde kırktan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir. Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar.” Hükmü yer almaktadır.

Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, İİK’nun 169/a-6. maddesi gereğince borçlu lehine kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle itirazın, aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı “borcun olmadığı”, “itfa veya imhal edildiği” iddialarına dayalı olarak, esasa ilişkin nedenlerle kabul edilmesi; ardından da alacaklının takibinde kötüniyetli veya ağır kusurlu olması gerekir. Şu hale göre, itiraz esasa ilişkin nedenlerle kabul edilmiş ve alacaklının, kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğu da tespit edilmiş ise; alacaklı, borçlu lehine, takip konusu alacağın % 20’sinden aşağı olmamak üzere, kötü niyet tazminatına mahkum edilecektir. Diğer bir deyişle, borçlunun itirazının esasa ilişkin bir nedene dayanmaması ya da böyle bir nedene dayanmakla birlikte, esasa ilişkin bir nedenle kabul edilmemiş olması ve alacaklının da kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğunun tespit edilememiş olması halinde, borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi olanaklı değildir.

Hemen belirtmelidir ki, takibe itiraz esasa ilişkin nedenlerle kabul edilmekle birlikte, alacaklının kötüniyetle veya ağır kusurla takibe giriştiği tespit edilmemişse bu halde de kötüniyet tazminatına hükmetme koşulları oluşmadığından, buna ilişkin talebin reddi gerekir. Burada kötü niyet ve ağır kusurun bir arada bulunması şart olmayıp, ikisinden birisinin bulunması yeterlidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Eldeki davada davacı /borçlular, adına çek keşide edilen şirket ve bu çeki keşide eden şirket yetkilisi gerçek kişi; davalı/alacaklı ise çeki hamil sıfatıyla elinde bulunduran gerçek kişidir. Davacı/borçlu şirketin çift imza ile temsil ve ilzam olunduğu; icra takibine konu çekin şirket ortaklarından diğer davacı/borçlu tarafından tek imza ile keşide edildiği; keşideci şirket ortağına temsile yetkili ortaklardan biri tarafından çek keşide etme konusunda noterde düzenlenen vekaletname ile yetki verildiği dosya kapsamı ile belirgin olup; uyuşmazlık konusu da değildir.

Mahkemece, davacı/borçlu şirketin temsilinde geçerli olan çift imza kuralına riayet edilmeden düzenlenen çekin şirketi bağlamayacağı, keşide eden ortağa verilen kambiyo senedi tanzimi konusundaki vekaletnamede dahi çift imza kuralına uyulmadığı, gerekçesiyle, borçlu şirketin borca itirazının kabulüne ve bu borçlu hakkındaki takibin iptaline karar verilmiş ve bu yön bozma dışında kalmakla kesinleşmiş olmakla, bu kesin olgu ele alınarak, davacı/şirket lehine, davalı/alacaklı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmetme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesi gerekir. Dava konusu çekin, şirketi temsile yetkili ortaklardan biri olan diğer borçlu tarafından lehtar kısmına kendi adı yazılmak suretiyle keşide ve daha sonra da davalı alacaklı/hamile ciro edildiği belirgin olup; davalı/alacaklı çekin lehdarı değil hamili durumundadır. Böylece davalı/alacaklı/hamil; çeki ciro yoluyla elde edip, lehdarı olmadığından, şirket ortağı keşidecinin tek başına, borçlu şirket adına olmak üzere çek keşide etme konusunda yetkisinin olup olmadığını, bilmesi olanaklı değildir. Ayrıca, takibe konu çek ciro edilirken, çeki keşide eden şirket ortağına temsile yetkili ortaklardan biri tarafından çek keşide etme konusunda verilen vekaletnameden haberdar olan davalı/alacaklı/hamilin, şirketin çekten sorumlu olduğu düşüncesiyle takibe girişmiş olmasında kötü niyeti veya ağır kusurunun bulunduğundan söz edilemez. Ayrıca, böyle bir durumda, vekaletnamede veya temsilde meydana gelen eksikliğin hamil durumundaki alacaklıya karşı ileri sürülmesi de olanaklı değildir. Hal böyle olunca, somut olayın açıklanan özelliği karşısında alacaklının takibe girişmekte ağır kusurlu olduğunu kabul etmek hakkaniyete aykırı olacağı gibi; kötüniyetli olduğunu kabule de olanak bulunmamaktadır. O nedenle, mahkemenin, alacaklıyı İİK.nun 169/a-6. maddesi gereğince kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutmamış olması usul ve yasaya uygun olup; direnme kararının açıklanan nedenlerle onanması gerekir.

SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, gerekli ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 14.12.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 

 

Bunları da Beğenebilirsiniz

Henüz Yorum Yok

Yorum Yazın